Yedi Denizin Ötesindeki Ölüler

Birbirini izleyen üç ayrı günde, İskenderun Limanı’ndan  hareket eden üç ayrı gemi –Mac ReeHaan ve Johnson–  22 gün sonra varmışlardı yedi denizin ötesine. Aynı rotayı izleyerek, Süveyş kanalında terk edip Akdeniz’i, Kızıldeniz’e geçtiler önce. İran Körfezi’ni ve Arap Denizi’ni bırakıp geride Bab-ül Mendep, yani Hüzün Kapısı’ndan Aden Körfezi’ne geçip Hint Okyanusu’na açıldılar. Dağlar arasına sıkışmış Hazar denizinin farkına bile varmadan, Çin denizini aşınca  Busan limanına demirlediler 1950 yılının Ekim ayında.

Takribi 259 subay, 395 astsubay, 22 memur, 4414 er ve erbaş, ceman 5090 kişi topları, tüfekleri ve muhtelif yükleriyle ayak bastılar Kore toprağına.

Onların aksine, yedi denizi zahmetsizce aşıp, Seul’den hızlı trenle ulaştığım Busan istasyonu yıllar önce gemilerin yükünü boşalttığı rıhtımın az ilerisinde yer alıyor. İstasyonun önündeki geniş alanda ağaçların gölgesinde sakin bir hafta sonu geçiren insan kalabalığı. Daha ileride Jagalchi‘de tezgâhlardaki balıkları, kabukluları, ahtapotları,  kalamarlarıyla cıvıl cıvıl  bir pazar yeri.


Yarım asır önceki savaşa dair izler yok etrafta. Zaten Busan, savaşın yıkıcı etkilerinden en az etkilenen Kore kenti olmuş. Kore Yarımadası’nın güneydoğu ucunda girintili çıkıntılı kıyıları, kıyıya yakın adacıklara uzanan köprüleriyle denizle iç içe bir şehir. Dört milyona yakın nüfusuyla Güney Kore’nin Seul’den sonra ikinci büyük şehri. Ülkenin en büyük plajı olan 12 km uzunluğundaki Haeundae Plajı şehir merkezine 40 dakikalık bir metro yolculuğu mesafesinde. Kuzeyindeki Geumjeongsan Dağı Güney Kore’nin eski ve  ulu tapınaklarından birine ev sahipliği yapıyor.

Yedinci yüzyılda inşa edilmiş Beomeosa Tapınağı  Kore’deki  Budist tapınaklarının en ulularından. Dağ ve tapınak isimlerini bir efsaneden alıyorlar. Cennetten düşen bir altın balık yaşarmış dağın kuytusundaki bir kuyuda, bu nedenle Altın Kuyu Dağı olarak adlandırmışlar dağı ve tapınağı da kuyunun bulunduğu yere dikip Kutsal Balık Tapınağı demişler adına. Beomeosa Tapınağı 1592’deki Japon istilası sırasında yanıp yıkılmış. Bir daha inşa edilmiş 1602 yılında, fakat talihsiz bir kaza sonucu yeniden yanmış. En son yenilendiği 1713’ten bu yana ayakta. Görkemli üç ayrı kapıdan geçilerek Daeungjeon adı verilen ana tapınak binasına ulaşılıyor. Ziyaretçileri karşılayan sütunlu kapıdan (Iljumun) sonra gelen ikinci kapıda (Cheonwangmun) yüzleri dört ayrı yöne dönük dört muhafız heykeli var, dehşetli görünümleriyle, tezat renkli bezemeleriyle tapınağın koruyucuları.

Tapınağın ve dağın ziyaretçileri yalnız dinsel amaçla gelmiyorlar buraya. Pek çok doğa yürüyüşçüsü rağbet gösteriyor kaplumbağa sırtındaki dikili taşların etrafından dolanıp dağa uzanan patikaya.

Tüm bunlar Busan’ı etkileyici kılsa da, şehrin esas özelliği başka. Kore İç Savaşı’nda Güney tarafında savaşarak hayatını kaybeden askerlerin gömülü olduğu kabristan, dünyadaki ilk ve tek Birleşmiş Milletler mezarlığı.

Yıllarca Japon hegemonyasına karşı mücadele etmiş Kore halkı ikinci dünya savaşı biter bitmez Kore Halk Cumhuriyeti adıyla kendi devletlerini kurar. Fakat çok geçmeden 38.paraleli sınır kabul ederek uzlaşan Sovyetler Birliği ile ABD  eliyle ikiye bölünüverir harita üzerinde. Kuzeyi Sovyetler Birliği, güneyi ABD kontrolündedir artık Kore topraklarının. Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışmasını tetikleyen ise ABD yönetiminin güneyde bir seçim hazırlığına giriştiği süreçte, Jeju Adası’ndaki göstericilere ateş açılması ve ardından 50 bine yakın insanın öldürülmesiyle tarihe “3 Nisan Katliamı” olarak geçen toplu kıyım olur. Kuzeyin ve güneydeki muhaliflerin tepkilerine rağmen gerçekleştirilen güdümlü seçimlerle Amerikancı bir anti-komünist olan Syngman Rhee, 15 Ağustos 1948’de kurulan Kore Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı olur.  Buna yanıt olarak 9 Eylül 1948’de kuzeyde de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin  ilanı, aynı toprakların insanlarını ayıran iki farklı devlet yaratır. İki devlet arasındaki kutuplaşma ve gerginlik Haziran 1950’de Çin askerlerinin eşlik ettiği Kuzey Kore ordusunun 38.paraleli geçmesiyle başlayan bir iç savaşa yol açar.

Uzak diyarlardaki bu savaş Anadolu’ya nasıl sıçrar peki?

Bir ABD askerinin günlük masrafı 25 doları bulurken, günde sadece 23 sente mal olan Türk askeri cazip gelir Amerikan hükümetine. Menderes hükümetinin de ne pahasına olursa olsun Nato’ya girme hevesiyle Kore’ye asker gönderme kararı alınıverir çabucak.  Veto yetkisi bulunan daimi üyelerden Sovyetler Birliği’nin yokluğunda, Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımadan Tayvan’ı Çin’in yasal temsilcisi sayan BM kararının ruhuna uygun bir şekilde, TBMM kararına gerek duyulmadan hem de.

Bir hariciyecinin kızı olan Nazife Hanım’a ısmarlama yazdırılan bir Kore marşı eşliğinde hareket eden katarlar 241. Alayın subay ve neferlerini taşır İskenderun Limanı’na.

Resmi tarihimiz asker kaçaklarına, savaştan yırtmak için uyuzlu giysileri satın alanların çaresizliğine, kısa sürede “Allah Allah” nidalarıyla saldırma taktiği geliştiren Çinli askerlerin aldatmacalarına pek değinmezken, yabancı topraklardaki nafile bir kahramanlığın hikayesini övünçle taşımaktadır günümüze.

Oysa askerler Busan Limanı’na varmadan çok önce, 28 Temmuz 1950’de sosyoloji doçenti genç bir kadın “Kore Nere?” başlıklı bildiriler dağıtmıştır Galata Köprüsü’nde. Türk Barışseverler Cemiyeti Başkanı Behice Boran ile aynı gün aynı bildiriyi İstanbul’un farklı semtlerinde dağıtan dernek üyeleri Adnan Cemgil, Nevzat Kemal Özmeriç, Reşat Sevinsoy, Naci Ormanlar alelacele tutuklanmışlar ve “hükümetin aldığı kararı tenkit etmek, milli mukavemeti kırıcı ve askeri isyana teşvik edici beyanname neşretmek” suçlamasıyla yargılandıkları askeri mahkeme sürecinin sonunda 15 ay hapse mahkum edilmişlerdir. Onlar tutsaklıkla yüzleşirken memlekette, 241.Alayın Mehmetçikleri ölümle karşı karşıyadır uzak diyarlarda.  Behice Boran’ın savunmasında yer verdiği bir cümle Türkiye’den bekleneni ifşa etmektedir hilafsız:

“…basın toplantısında Amerikan ayan azası (McCain) Yeni İstanbul gazetesinde çıkan metne göre [Bu harpte piyade kuvvetlerin rolü büyüktür. Diğer milletlerden kara kuvveti istememizin tek sebebi Amerikanın yıpranmamasını temindir] demiştir”

Ve cephede konuşlandırılan Türk ordusu en ağır kayıplarını Kunuri Muharebesi’nde verir, Amerikan ordusunun güvenli biçimde çekilmesini sağlamak uğruna. Kore Savaşı’nın en ağır bilançosu Korelilere aittir elbette. Güney Ordusu’nun yanında savaşan yabancı askerler arasında başı çeken Amerikalılardan sonra en fazla kayıp Türklerde olur. Ancak savaşa katılan orduların asker sayısı ile kayıpları oranlandığında en ağır kayıp Türk birliklerindedir. Resmi rakamlara göre 725 ölü, 2180 yaralı, 168 kayıp ile Türk ordusundan 3073 kişiyi vuran bu savaş üç yılda sona erer, kazananı olmadan. Aynı sınır çizgisi çekilir 38.paralelde. Aynı düşman kardeşler kalır kuzeyde ve güneyde.

Busan BM mezarlığı, bir iç savaşın iç kıyan vahşetine yakışmayan güzellikte. Çepeçevre yemyeşil bir alanda rengarenk çiçekler. Kara taşa kazılı isimlerle bir anma duvarı, duvarı çevreleyen havuz, havuzda taş bir miğfer ile yanı başında yükselen sütun üzerinde sürekli yanan bir meşale ile. Mezarlık girişindeki tanıtım broşürlerinde yazıyor, hem de Türkçe olarak. Havuz evreni temsil ediyormuş, miğfer savaşı. Meşale ise barışa duyulan sonsuz özlemi. Bir başka deyişle, Yin ve Yang uyumunu gösteren simgelermiş bunlar. Farklı kutupların ayrılmaz birlikteliğini ifade eden Yin ve Yang sadece bir Uzak Doğu felsefesi değil oysa. Güneyin ve kuzeyin ayrılmaz birliktelikleri ve zıtlıklarıyla tezahür eden bir politik gerçek aynı zamanda.

Ölülerin milliyetlerine göre dizilmiş mezar taşları. Türk mezarlığında 462 taş konmuş yan yana ve art arda. Taşlardaki isimlerin her biri gizli birer mesaj taşıyor sanki yaşayanlara.

Ahmet  Zor yatıyor mezarın birinde,  Abdürrahim Eşit öte yanda, ileride İbrahim Ortak. Diğer cenahta Yaşar Türk, Emin Zorbilmez, Mustafa Yanık…

Erler, onbaşılar, çavuşlar, başçavuşlar, subaylar.

Hepsinden ayrı tek bir taşta ise çok tanıdık bir başka isim kazılı :

Meçhul Asker

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Vadim Kiselev- Alone in the dark

(Albüm: Melancholy)

 

 

Kore Okumaları:

Kore Nire

Fahri Erdinç (Yordam Kitap)

316 Gün. “Küçük Kartal”ın Kore Günlüğü

Puna Pamir, Erhan Çiftçi (YKY Yayınları)

Yazılar, Konuşmalar, Söyleşiler, Savunmalar

Behice Boran (Sosyal Tarih Yayınları)

The Korean War: A Still Present Past

Ji Yeoh Yuh

http://stillpresentpasts.org/history-english

 

[ti_audio media=”6020″ autoplay=”1″ repeat=”1″]